9 Nisan 2015 Perşembe

AHİR ZAMANDA DÜNYADAKİ TÜM MÜSLÜMANLARI BİRLŞETİRECEK, MEZHEPLERİ KALDIRACAK VE TEK BİR ÇATI ALTINDA TOPLAYACAK KİŞİ;






AHİR ZAMANDA DÜNYADAKİ TÜM MÜSLÜMANLARI BİRLŞETİRECEK, MEZHEPLERİ KALDIRACAK VE TEK BİR ÇATI ALTINDA TOPLAYACAK KİŞİ;

"BİZİM DİNİMİZ İSLAM"

Bunu Sünni de yapsa, aynı şeyi ben yine söylerim. Çünkü benim Sünnilik diye bir dinim yok dedim. Ama Şia’nın da Şialık diye bir dini olmasın dedim. Bizim dinimiz İslam. Bunu her yerde söyleyen birisiyim . 


R.Tayip Erdoğan

Erdoğan, "Türkiye’yi de belli bir mezhep üzerinden politika üretiyor" diye eleştirenlerle ilgili şu ifadeleri kullandı:

"Bunu kabullenmemiz kesinlikle mümkün değil. Bir defa bizim için belirleyici olan güç mezhep değildir. Bizim için belirleyici olan anlayış ya da inanç İslam’ın ta kendisidir. 

Birileri Şia olabilir, ülkemde ağırlıklı olarak Sünniler olabilir. Ancak inanç noktamızdaki geleceğimizi ne Sünnilik belirler ne de Şia. Bizim için esas olan İslam'dır.

 Biz olaya bugüne kadar böyle baktık, bundan sonra da böyle bakacağız.

ÜMMETİ PARÇALAMIŞ OLURSUNUZ

Yani sizin mezhepsel bir anlayışınız olabilir, ama bunu bir mezhep olarak karşı bir mezhebe dayatırsanız, o zaman siz ümmeti parçalamış olursunuz. Şu anda İslam dünyası parçalanma riskiyle karşı karşıya. Atılması gereken adım, parçalanma girişimlerini durdurmaktır. Bizim buna gayret etmemiz lazım. Bunun için de gerek İslam İşbirliği Teşkilatı gerekse uluslararası bazı kurum ve kuruluşların, hakikaten samimiyseler ve böyle bir olumsuz gelişmenin Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Filistin’de, Libya’da, Yemen’de olduğu gibi başka yerlerde de olmasını istemiyorlarsa, bu yaklaşıma onların da anlayış göstermesi lazım.

BENİM EN BÜYÜK KORKUM...

Çok açık ve net şunu söylemek durumundayım. Benim hep en büyük korkum hep en büyük endişem, mezhepçilik taassubudur. Mezhepçilik taassubundan kurtulamadğımız sürece su sıkıntıları yaşamaya devam edeceğiz.



Mezhepler savaşır mı?

Son dönemde halkın kafasını meşgul eden meselelerden birisi de artık gündemin bir parçası hâlini almış olan “mezhep savaşları” konusudur. Bu meyanda Ortadoğu’da meydana gelen olaylar, medyada yapılan tartışmalar onlarca soru işareti bırakmış zihinlerde. Bunu, gittiğim birçok yerde konuyla ilgili sorulara muhatap olmamdan biliyorum.

Savaşan elbette mezhepler değil, mezhep müntesipleridir. Aynen diyalog veya barışı mezhep ve din müntesiplerinin yapması gibi. ‘İnanç ve amel sistematiği olan mezhepler nasıl olur da çatışmanın aracı olur?’ sorusu görmezden gelinecek bir soru değildir bugün.

Ortadoğu’nun yıkıcı mezhep savaşlarına zorlandığını insanlar görüyor ve ürküyor çünkü. Kimisine göre bu savaş çoktan çıktı bile ama biz dillendirmekten kaçınıyoruz. Irak, Suriye ve Yemen realitesi başka ne anlama gelir ki?

Ortadoğu’da mezhep savaşları dendiğinde Türkiye’nin dışında uzak diyarlarda meydana gelen savaşlardan bahsettiğimiz sanılmasın. Hem Türkiye’nin içinde, hem de bütün bölgede yaşla kuruyu içine alacak bir fitne ateşi senaryosundan bahsediyoruz.

Son yıllarda katı laik DHKP-C adlı sol kökenli terör örgütünün küresel ve yerel güçler tarafından bir Alevî intikam tugayına dönüştürülme çabalarına şâhit olmuyor muyuz? Bundan Alevi vatandaşlar da ziyadesiyle rahatsızlar.

Alevî meselesi, modern Türkiye’nin Kürt sorunu gibi kendi elleriyle büyüttüğü bir meseledir. Kendi dinamiklerimiz ve kendi tarih tecrübemizin sunduğu imkânlarla çözülebilecek bu mesele, elinde tokmak olan eski Türkiye’nin her meseleyi çivi sanmasının sonucudur temelde. Yeni Türkiye bu sorunu çözmeye azmetmiş olsa da çözdürmemeye de azmetmişler işbaşında.

Ancak kullanışlı Kürt kartını yitirmek üzere olanlar Türkiye’yi zayıflatmak için Alevî kartını öne sürmekte kararlılar. Alevî kesimini de daha çok Alevîlikle alakası olmayan taşeron sol örgütler üzerinden kışkırtıyorlar.

Halkımız bunu anlıyor. Ancak halkımızın anlayamadığı husus, mezheplerin nasıl olup da kader birliği etmiş insanımızı ortak mâzisine rağmen birbirine düşürmekte araçsallaştırılabildiğidir. Peki, meseleyi anlamlandırmakta niçin zorlanıyoruz?

Zorlanıyoruz çünkü, Avrupa tarih tecrübesinde olduğu tarzda bizde 30 yıllık mezhep savaşları yaşanmamıştır. Mezhep savaşları bizim beraber yaşama tarih tecrübemize aykırıdır. Modern Türkiye’nin din karşıtı eğitim sistemi de halkı hem ana akım Sünniliğe, hem azınlıkta olan diğer fırkalara karşı bilgisiz bırakmıştır. Kutuplaşmaya itilen kesimler birbirlerini tanımıyorlar. Hakikat yerine algılar üzerinden hareket ediyorlar.

Meselâ Sünnileri Yezit taraftarları sanan Alevîler var. Toplumun mezhepler tarihi, mezheplerin ittifak ve ihtilaf noktaları hususunda bilgisi maalesef çok az. Ama bilgi olmadan fikir sahibi olabiliyor insanlar. Böylesi bir zeminin tahriklere ne kadar açık olduğu aşikârdır.

Ben mezhepler ve fırkalar arasında ihtilafların olmadığı iddiasında değilim. Kimi yerde gâyet ciddi, kimi yerde de müsamaha gösterilebilecek itikadî ve amelî ihtilafların olduğunu yakînen biliyorum. Var olan bir ihtilafa yok muamelesi yapmak onu ortadan kaldırmadığı gibi sorunu anlamaya da yardım etmez. Önemli olan ihtilaf fıkhını iyi bilmek.

Mezhepler ve fırkalar farklı olmasalardı mezheplerden bahsediyor olmayacaktık. Her mezhep kendisinin hak olduğunu da iddia edebilir. Ancak farklı olmak, hakkı temsil etme iddiası çatışmayı gerektirmez.

YENİ AKİT / Serdar Demirel



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder