11 Mart 2015 Çarşamba

İSRAİL FİLİSTİN SAVAŞI VE İSRAİLİN AKİBETİ


Emire’l Mümin’in İlmin Kapısı Hz. Ali şöyle buyurmuştur: Yahudiler batıdan gelerek Filistin topraklarında bir devlet kuracaklar.” İnsanlar dediler ki: “Ey Ebu’l Hasan! O esnada Araplar nerede olacak?!” İmam şöyle buyurdu: “O zaman Arapların güçleri birbirinden ilişkisiz, bağlantıları kopuk, dayanışma ve işbirliğinden yoksun olacaktır.” 
    Sonra şöyle soruldu: “Acaba bu bela ve sıkıntılar uzun mu sürecek?” buyurdu ki: “Hayır, Araplar başkalarının nüfuzundan kurtulup kendi işlerini ellerine aldıklarında ve kararlarında ciddi oldukları zaman kendi elleriyle Filistin’i feth edeceklerdir. Araplar muzaffer ve birlik olacaktır. Irak tarafından onlara yardım güçleri gelecek ve onların bayraklarının üzerinde “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.” ayeti yazılı olacaktır.
Araplar ve Arap olmayan Müslümanlar  birlikte Filistin’in kurtarılması için (Yahudilerle savaş için) kıyam edecektir. Savaş, iki grubun denizin büyük bölümünde karşı karşıya geldikleri sırada oldukça zorlu geçecek, insanlar kanlarında yüzecek ve yaralılar ölülerin cesetlerinin üzerinden geçecektir.”İmam Ali sonra şöyle buyurdu: “Araplar, Yahudilerle üç kere savaşacak ve dördüncü savaşlarında Allah onların sabit kadem olduklarını, iman ve sadakatini gördüğünde zaferi onların başlarının üzerinde dalgalandıracaktır.” Hz. Ali  sonra şöyle buyurdu: “Yüce Allah’a and olsun ki bir tek Yahudi Filistin’de kalmayacak şekilde tüm Yahudiler öldürülecektir.”

Süfyani, “Yabis Vadisinde” yani susuz ve otun bitmediği kuru bir yerde ortaya çıkacak ve Dimeşk (Şam) hakimi onun ortaya çıkmasıyla oradan kaçacak. Arap kabileleri onun etrafında toplanacak ve fitne, fesat ve sapkınlardan olan (Rabii), (Cerhumi) ve (Asheb) ve onlardan başkaları da ortaya çıkarlar. Süfyani onunla savaşan herkese galip gelerek yenecek.”

İmam Bakır Hazretleri de  Ortadoğu’daki olaylarla ilgili şöyle buyurmuştu: “ O yılda Ortadoğu’da (Şam bölgesi) birçok ihtilaflar ortaya çıkacak; ilk defa Şam bölgesi viran olacak. Üç güç taraftarları; Esheb taraftarları, Abga ordusu ve Süfyani ordusu birbirlerinin karşısında yer alacaklar.”

“O kafir Eshab ayaklanacak başkent ve çevresinde barınamayacak ve çok geçmeden öldürülecek ve Türkler oraya hakim olacaklar”.

“Türkler tarafından bir grup ayaklanacaklar ve ardından Rumların ( batılıların) fitnesi başlayacak”


İSRAİLİN SONU ÖNCEDEN BİLDİRİLEN AYET 

İsrail Filistinlilere yapmadığını bırakmadı. Evlerini, işyerlerini yaktı, yıktı. Ellerinden topraklarını, şehirlerini, arazilerini aldı, gasbetti. İşgal ettiği yerlerde bu mazlum insanlara her türlü işkenceyi reva gördü. Artık zulüm ayyuka çıktı.
Bununla yetinmedi, denizin ortasında, uluslar arası sularda seyreden Mavi Marmara yardım gemisine de baskın düzenleyerek 9 kardeşimizi katletti.
Sonunda hiç beklemediği bir dik duruş karşısına çıktı. Türkiye devleti, hükümeti, halkı ve geçmişiyle İsrail’i köşeye sıkıştırdı.
Bu olanları bitenleri düşünürken Bakara Suresinin 205. âyeti aklıma geldi. Âyette, yeryüzünde fesat çıkaranların ve bozgunculuk yapanların, ekinleri ve nesilleri helâk etmeye çalıştıkları haber veriliyordu.
Demek ki fesatçılar, sadece evleri yıkmakla, insanları öldürmekle kalmıyor, halkın geçimini sağladığı ekili alanları da yerle bir ediyordu.
Tefsirlerde bu âyetin açıklamasını araştırırken İsrâ Sûresinin ilk sayfasında yer alan İsrail oğullarının iki kere fesat çıkaracakları dikkatimi çekti.
Âyetlerin kısa mealleri bile hakikati apaçık önümüze seriyor:
“Biz, Tevrat’ta İsrail oğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir büyüklüğe kapılacaksınız, diye bildirdik.”
“Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak sizi aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi.”
“Sonra onlara karşı size tekrar galibiyet ve zafer verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.”
“Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid’e (Süleyman Mâbedi’ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı mûsâllat kıldık).
“Belki Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz eğer yine fesatçılığa dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kâfirler için bir zindan yaptık.”
Tefsirlerde bu âyetler kısaca şöyle yorumlanıyor:
Yüce Allah, İsrail oğullarının yeryüzünde iki kere fesat çıkaracaklarını, kutsal yurdu ele geçireceklerini ve oralara egemen olacaklarını haber veriyor. Fakat, yükselişlerini bozgunculuk yolunda kullanırlarsa; onları perişan edecek, kutsal saydıkları değerlerini ayakları altına alacak ve kendilerini yerle bir edecek başka kullarını başlarına mûsâllat edeceğine hükmediyor.
Başlarına mûsâllat olan bu güçler kendilerine o kadar ağır cezalar verirler ki, rezillik ve aşağılanma yüzlerinde ifadesini bulur. Bütün kutsal değerleri ayak altına alınıp çiğnenir.
Kur’ân’da verilen bu haberler doğru çıkmış ve Allah’ın vaadi yerini bulmuştu. Yüce Allah, birinci seferinde İsrail oğullarına egemen olacak bir millet göndermiştir.
Kur’ân, İsrail oğullarının başlarına mûsâllat edilen bu milletin hangi millet olduğunu belirtmiyor. Zira bu milletin adını vermek ondan alınacak derse bir katkıda bulunmuyor.
Burada önemli olan ibret alınmasıdır. Amaç, yüce Allah’ın tüm insanlar için belirlediği yasanın açıklanmasıdır.
Surenin akışı içinde bu doğru haberden ve gerçekleşen sözden sonra bu yıkılışın bir rahmet kapısına yol açabileceği de belirtiliyor.
Ama İsrail oğulları, tekrar yeryüzünde bozgunculuğa kalkışacak olurlarsa, ceza yine hazırdır ve İlâhi kanun yine yürürlüktedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder