13 Mayıs 2015 Çarşamba

EVREN SADECE BİR ASKERİ DARBEYİ SİMGELEMEZ. 12 EYLÜL DE ASKERİN BİR HÜKÜMETİ ALAŞAĞI ETMESİNDEN İBARET DE DEĞİLDİR.


Evren ve 12 Eylül insanlık suçları demektir. 
Gereksiz İşkenceler, idamlar, kitlesel tutuklamalar, kayıplar…

Sol 12 Eylül'ü herkes  kendisine yapılmış sayar.
Ancak hedef her zaman olduğu gibi tüm siyasi hareketlerdi, tüm ülkeydi, tüm kimliklerdi.

Ancak bunlar içinde ayrıcalıklı bir grup varsa, onlar da Kürtlerdi.

O dönemin genç askeri hakimi Ümit Kardaş yaptığım bir televizyon programında şu tanıklığı yapmıştı:

“Konsey üyeleri Diyarbakır Orduevi'ne geldiler, askeri hâkim ve savcıları topladılar ve şöyle dediler: 

'Vatanın geleceği, selameti, bekası söz konusu. Onun için buna başka bir gözlükle, yani hukuk dışı bir gözlükle bakacaksınız.' Bu, hakimlere ve savcılara verilen en önemli mesajdı zaten. Ben 1980 yılında Edremit'te askeri savcı olarak görevliydim. Ve 1980 yılının temmuz ayında Diyarbakır sıkıyönetim savcılığına atandım. Yani 12 Eylül öncesinin birkaç ay öncesinde orada görev yapmaya başladım. Benim önüme gelen şüphelilerin tümü işkence görmüştü…
Diyarbakır Cezaevi karargâh birlik komutanının, cezaevi müdürünün cezaevinde yaptığı uygulamalar var. Bu korkunç bir durumdu…

Öyle bir sistematik işkence yapıldı ki herkese. Yoldan geçeni, tarlada çalışanı, bakkalın önünde duranı gözaltına alıyorsunuz ve 90 gün gözaltında işkenceden geçiriyorsunuz. Türkiye'nin ondan sonra yaşadığı bütün o olayların, gerilimlerin, ölümlerin, çatışmaların adeta kışkırtıcısı bir dönem oldu bu.
Ve tabii ki ister istemez, PKK denen örgütün belki o dönem 1500-2000 kadar olan militanı bu uygulamalardan sonra 10 binleri aştı.”

Gerçekten de Diyarbakır Cezaevi 12 Eylül dönemin Kürt politikasını bu politikanın tekniklerini ve sonuçlarını tüm çıplaklığıyla özetler.
O programa katılan bir diğer tanık İrfan Babaoğluydu… 

18 yaşında hapse girmiş, 1980-2000 arasında 20 yıl hapis yatmış, bunun ilk 8 yılını Diyarbakır'da geçirmiş Babaoğlu Diyarbakır Cezaevi'nin PKK açısından oynadığı rolü şöyle anlatıyordu:

“İçtimada tutuklulara neler yapacaklarını, nasıl işkence edeceklerini anlatırlardı. 'Herkes görev yerine marş marş!' dedikten sonra copları demirlere sürte sürte gelirler, kapıyı açarlar, istediğini çağırır, istediğini havalandırmaya çıkarır, eğitim adı altında işkencelere başlar ve böylelikle 60 kişi birden, diyelim ki 21 havalandırma vardır, her birinden saat 9 itibarı ile sesler çıkmaya başlar.

Deniyor ki, Diyarbakır dağa insan göndermenin fabrikasına dönüştü. Sonuç itibarı ile baktığınızda doğru… 

Ama o dönem her taraf Diyarbakır Cezaevi gibiydi. Bütün köyler, bütün kasabalar, bütün ovalar… 

Köy meydanındaki her ağaç bir işkence yeriydi, insanların asıldığı bir yerdi. Köylerde özellikle erkekleri kadınların önünde çırılçıplak soymaları onlar için ölüm demekti ve o işkenceyi onlara yapıyorlardı…

Bir bütün olarak buradaki Kürt insanına uygulamış oldukları yok edici, imha edici hareketleri göz önüne getirdiğimizde, 12 Eylül bu hareketin ortaya çıkmasına, ilerlemesine, halk tabanı bulmasına büyük bir etken olmuştur.
80'li yıllarda bu baskıyı görünce artık dağa çıkma tek çare durumuna geldi. Eğer 80'li yıllarda darbe olmasaydı, eğer Kürt insanına sen Kürtsün, senin hakların var denilseydi, belki bu hareket bu kadar gelişmezdi. Geliştirmek istenseydi de bu kadar büyümezdi…”

Diyarbakır Cezaevinde sadece 1981-1984 yılları arasında 34 kişi işkence sebebiyle öldü. Toplam 88 tutuklunun öldüğü Diyarbakır Cezaevi, Times Dergisi'nin 'dünyanın en acımasız cezaevleri' arasında ilk 5'te yer aldı.
Evren'in geride bıraktığı miraslardan birisi budur.
Türkiye'nin arınması, hesaplaşması ve yüzleşmesi gereken her yönüyle bu mirastır.
Kürt sorunu neden sadece bir silah sorunu değildir, izleri burada saklıdır.

YENİ ŞAFAK / ALİ BAYRAMOĞLU


CIA nın Pilanladığı Yaptırdığı Darbe’nin 
Resim Rakamlarla Bilançosu


· 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.


· Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.


· 7 bin kişi için idam cezası istendi.


· 517 kişiye idam cezası verildi.


· Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).


· İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.


· 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.


· 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.


· 388 bin kişiye pasaport verilmedi.


· 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.


· 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.


· 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.


· 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


· 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.


· 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.


· 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.


· 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.


· 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.


· Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.


· 31 gazeteci cezaevine girdi.


· 300 gazeteci saldırıya uğradı.


· 3 gazeteci silahla öldürüldü.


· Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.


· 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.


· 39 ton gazete ve dergi imha edildi.


· Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.


· 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


· 14 kişi açlık grevinde öldü.


· 16 kişi –kaçarken– vuruldu.


· 95 kişi –çatışmada– öldü.


· 73 kişiye –doğal ölüm raporu– verildi.


· 43 kişinin ölümü kayıtlara –intihar– olarak geçti.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder